Klinik Psikolog Dr. Birgül Emiroğlu Bakay
Psikoterapiyi Anlamak
Terapiye başlamadan önce insanın aklında pek çok soru olabiliyor. Psikoterapide ne konuşulur? Terapist sadece dinler mi? Değişim nasıl gerçekleşir? İlk görüşmede ne olur? Terapi ne kadar sürer? Bazen sürece dair neyle karşılaşacağımızı bilmek, ilk adımı atmayı biraz daha kolaylaştırır.
Psikoterapi benim için yalnızca bir sorun ortaya çıktığında başvurulan bir yöntem değil. Kişinin duygularını, düşüncelerini, ilişkilerini ve kendisiyle ilgili bazı tekrar eden örüntüleri daha yakından görebildiği bir çalışma sürecidir.
Ama psikoterapi bir öğüt verme alanı değildir. Terapist danışanın hayatı adına karar vermez, onun yerine seçim yapmaz. Birlikte bakarız; bazen kişinin zaten bildiği ama henüz yan yana getiremediği şeyleri görünür hâle getiririz.
Psikoterapiye başlamak için mutlaka ağır bir psikolojik sorun yaşamak gerekmiyor.
Bazen uzun süredir tekrar eden bir ilişki biçimi, geçmeyen bir kaygı, karar vermekte zorlanmak, kendini sürekli yetersiz hissetmek ya da hayatın bir döneminde “Ben neden böyle hissediyorum?” diye düşünmeye başlamak terapiye gelmek için yeterli olabilir.
Benim için önemli olan sorunun ne kadar “büyük” olduğu değil; kişinin hayatında ne kadar yer kapladığıdır.
İlk görüşme daha çok birbirimizi tanıdığımız ve yaşanan güçlüğü anlamaya çalıştığımız bir değerlendirme görüşmesidir.
Neyin zorlayıcı olduğu, ne zamandır devam ettiği, kişinin hayatında nasıl bir etkisi bulunduğu ve terapiye dair beklentileri birlikte ele alınır. Bazen bir görüşme yeterli olur, bazen tabloyu anlamak için birkaç görüşmeye ihtiyaç duyabiliriz.
İlk görüşmede hemen ‘çözüm üretmekten’ çok, neyi anlamaya çalıştığımızı doğru belirlemek benim için daha önemlidir.
Dinlemek terapinin çok önemli bir parçasıdır ama terapist yalnızca sessizce dinleyen biri değildir. Bazen bir noktaya dikkat çeker, bazen bir ilişkiyi görünür kılar, bazen bir soruyla kişinin başka bir yerden bakmasına yardımcı olur. Gerektiğinde klinik değerlendirme yapar, uygun yöntemleri kullanır ve süreci danışanla birlikte düşünür. Ama iyi terapi bence sürekli konuşan bir terapist de değildir. Ne zaman konuşmak ne zaman beklemek gerektiğini bilmek de terapötik çalışmanın bir parçasıdır.
Değişim çoğu zaman bir anda gerçekleşmez.
Önce kişi bazı şeyleri fark etmeye başlar. Sonra daha önce otomatik olarak yaptığı bir şeyi bu kez fark ederek yapar. Bazen farklı davranmayı dener, bazen sınır koyar, bazen de uzun zamandır kaçındığı bir duygunun yanında biraz daha kalabilir.
Ben değişimi yalnızca “semptom artık yok” diye düşünmüyorum. Kişinin kendisini ve yaşadıklarını başka türlü anlamlandırabilmesi de önemli bir değişimdir.
Çünkü psikoterapi yalnızca konuşulan konulardan oluşmaz.
Danışanın terapistle kurduğu ilişki; güvenebilme, kendini gösterebilme, anlaşılma, sınır koyma ya da yakınlık kurma biçimleri hakkında da çok şey anlatabilir.
Bazen terapi odasında yaşanan küçük bir an, dışarıdaki birçok ilişkiyi anlamamız için önemli bir ipucu hâline gelebilir.
Çünkü bazı şeyleri yıllardır hiç söylememiş olabiliriz.
Bazen söylersek yargılanacağımızı düşünürüz. Bazen ne hissettiğimizi biz de tam bilmiyoruzdur. Bazen de bir konuyu konuşmaya hazır olmak zaman alır.
Terapi kişinin her şeyi ilk görüşmede anlatmak zorunda olduğu bir yer değildir.
Ben danışanın hızına saygı duymayı önemli buluyorum. Bazı şeylere yaklaşabilmek için önce ilişkide yeterince güvende hissetmek gerekir.
Bunun tek bir cevabı yok. Yaşanan güçlüğün niteliği, ne kadar süredir devam ettiği, kişinin beklentileri ve terapi içinde ortaya çıkan ihtiyaçlar süreyi etkiler. Bazı çalışmalar daha kısa sürebilir, bazı süreçler ise daha uzun süreli olabilir. Ben terapi süresini baştan kesin bir sayı ile belirlemekten çok, süreci belirli aralıklarla birlikte değerlendirmeyi daha anlamlı buluyorum.
Çocuğun terapisi yalnızca çocuk ve terapist arasında geçen bir süreç değildir. Ebeveynler bu sürecin önemli bir parçasıdır. Ancak bu, her seansta çocuğun ne oynadığının ya da ne söylediğinin ebeveyne ayrıntılı biçimde aktarılması anlamına gelmez.
Ebeveyn görüşmelerinde daha çok çocuğun genel gelişimi, ihtiyaçları, evde gözlenen değişimler ve aile içinde yapılabilecek düzenlemeler üzerinde dururuz.
Çocuğun terapi odasında kendine ait güvenli bir alanı olduğunu bilmesi benim için çok önemlidir.
Çünkü çocuk tek başına bir sistem içinde yaşamıyor. Aile ilişkileri, okul, kardeşler, günlük rutinler ve ebeveynlerin çocuğa yaklaşımı terapi sürecinin önemli parçaları olabilir.
Ebeveyn görüşmeleri, çocuğu “konuşmak” için değil; çocuğun ihtiyaçlarını daha iyi anlamak ve terapi dışında onu nasıl destekleyebileceğimizi birlikte düşünmek için yapılır.
Psikolog, psikoloji alanında lisans eğitimi almış kişidir. Klinik psikolog ise klinik psikoloji alanında lisansüstü eğitim alır ve değerlendirme ile psikoterapi alanında çalışabilir.
Psikiyatrist tıp fakültesi mezunudur ve psikiyatri uzmanlığı yapmıştır; gerekli durumlarda ilaç tedavisi düzenleyebilir.
Psikoterapist ise belirli psikoterapi yaklaşımlarında eğitim ve süpervizyon alarak psikoterapi uygulayan ruh sağlığı profesyonelini ifade eder.
Burada unvandan çok, kişinin aldığı eğitim, süpervizyon ve yetkinlik sınırları önemlidir.
Hayır.
Psikolojik değerlendirme, kişinin yaşadığı güçlüğü daha iyi anlamaya çalıştığımız süreçtir. Görüşmeler, klinik gözlem ve gerektiğinde uygun ölçme araçları bu sürecin bir parçası olabilir.
Psikoterapi ise değerlendirme sonrasında belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda yürütülen değişim sürecidir.
İyi bir terapi için önce neyi çalıştığımızı anlamak gerekir.